← Ana Sayfaya Dön
🕊️ Temmuz 2024 Şehidi
Md. Zahidul Hasan
শহীদ
Memorial QR Code

📱 Akıllı QR Kod

Bu biyografiyi mobil cihazınızda açmak için tarayın.

🌹 Dua

Bu şehidimize saygı ve dualarınızı göndermek için tıklayın

Adı

Md. Zahidul Hasan

📅 Doğum Tarihi

1 June, 2008

🕊️ Şehitlik Tarihi

5 August, 2024

🗺️ Bölge

Mymensingh

📍 İlçe

জামালপুর

👤 Kısa Biyografi

Meslek: Elektrikçi
Şehadet Yeri: Rajlaxmi Kompleksi Kavşağı, Uttara, Dhaka

📜

Şehitlik Olayı ve Detayları

Doğum tarihi: 1 Haziran 2008. Yer: Jamalpur ilçesinin Chandpur köyü. O gün gökyüzü bulutluydu. Tarlada olgunlaşan pirincin kokusu ile evdeki yeni bir misafirin ağlaması birlikte karışmıştı havaya. Adı verildi: Zahidul Hasan. Yaşı on yedide durdu. Bir hayatın başlayacağı yerde, bir tarih sona erdi.
Babası Ziaul Haque – tarlada tanınan bir yüz, bir çiftçi. Annesi Jahanara Begum – iki öğün yemek pişirir, kızının elbiselerini diker, oğlunun gözlerinde gelecek arar. Ailede iki kardeş vardı. Zahid büyüktü. Kız kardeşi Jannatul Ferdous Shefa ise yakın zamanda HSC sınavını geçti. Bir şehit ağabeyi geride bıraktığında, kız kardeşin diplomasının yanında kalıcı bir yas da yer eder.
Hayatın en hassas yaşında, sadece 14 yaşındaki bir genç kız olan Farzana Akter ile evlendi Zahid. Hayır, bu bir aşk hikayesi değildi; bu, yoksul bir evin ayakta kalma mücadelesiydi. Erken yaşta evlenmenin suçu değil bu; bu, iki genç kalbin bir sığınak arayışının savaşıydı. Farzana sekizinci sınıfa kadar okudu. Gözlerinde bir hayal vardı – kendi evine sahip olmak, etrafında huzur, verandasında çocuklarının koşturması. Ama yoksulluk o zamana kadar kitap sayfalarını yırtmış, oyun alanını çalmış ve hayallerini açık gökyüzünün altına bırakmıştı. Zahid okulu bıraktı, kitapları bir kenara atıp eline test cihazı, tornavida, elektrik kablosu aldı. Dhaka’ya geldi, elektrikçilik işine başladı. Bu bir iş değil, adeta bir savaştı. Her gün elektrik tellerine tırmanarak geçimini sağlama çabasıydı bu. Ayak izleri çiğ betonda kalırdı. Renkli tellerin arasında sessiz bir söz gizliydi – bu ülkenin her evinde ışık yanmalı. Ama sadece elektrik ışığı değil, adaletin ışığı, yaşamanın ışığı. Kendi evinde olmayan o ışığı başkasının evine götürmek istemişti.
O hiçbir siyasi partinin afişinde, pankartında yoktu. Hiçbir yürüyüşte slogan atan bir yüz değildi. Sessiz, yoksul, sade biriydi. Ama bu sessiz gencin kalbinde bir volkan vardı. Başkaları evde oturup telefon kaydırırken, Zahid yollara inerdi. Elinde telefonla haksızlıkların videolarını çeker, çevrimiçi yayardı. Ağzıyla bir şey söylemezdi ama gözlerinde isimsiz bir yemin vardı – bu ülke bir gün değişecek.
Temmuz Devrimi fırtına gibi patladığında, Zahid orada sessiz bir asker olarak vardı. Kurşun sesleriyle bedeni paramparça oldu ama sesi susmadı. Ölüm onu durdurdu ama inancını durduramadı. Kısa bir ömürde bu kadar cesaret, bu kadar çıkar gözetmeyen vatan sevgisi… Devlet bunu görmezden gelebilir, medya bunu unutabilir. Ama tarih unutmaz. Tarih bilir – onun elinde değil, kalbinde ışık vardı. Ve o ışıkla sessiz bir devrimin gölgesini yazdı. Zahid öldü, ama adı bir soru işaretine dönüştü: Neden bir toplum yoksul bir genci yaşatamaz? Neden gerçeği söyleyenlerin yeri sadece mezarlık olur?
Hareketin Arka Planı: Kanla Yazılmış Temmuz’un Ateşi
2024 yılının Temmuz ayında güneş sanki yakmayı öğrenmişti o gün; havada yalnızca terin kokusu değil, direnişin kokusu da vardı. Eğitimden, sağlıktan, güvenlikten yoksun bırakılmış bir nesil o zaman başını kaldırıp devlete bakmıştı. Ama devlet o zaman gökyüzü gibiydi: görülür, ama dokunulmaz. Bu görünmeyen baskıya karşı doğan isyan artık bir öğrenci hareketi değildi; bu bir yeni kurtuluş savaşıydı, bir dengesiz savaştı, silah yoktu, sadece yürekte cesaret vardı. Bu hareketin asıl gücü manşet olmayanlardı, tıpkı Zahidul Hasan gibi.
Uttara Rajlokkhi Kavşağı, 4 Ağustos sabahı, o kasvetli sabahta Zahid kimseye bir şey demeden evden çıktı. Annesi Jahanara Begüm onu eteğinden tutup durdurmak istemişti. Babası Ziaul Haque demişti, “Sen fakir bir insansın, devrim senin işin değil.” Ama bir göğüste yanan ateş, yasak suyuyla söner mi?
Uttara Rajlokkhi Kavşağı o zamanlar elinde pankart, boğazında slogan, gözlerinde kırgınlık taşıyan bir insan deniziydi. Zahid orada yalnızdı; pankart taşıyan değildi, konuşan da değildi, ama gözlerinde öyle bir kararlılık vardı ki birçok afişten daha ağırdı. Devlet anlamıştı: bunlar yalnızca bağırmaz, sessiz kalsalar bile devrim yaparlar. Bu yüzden bastırma harekâtı başladı: zırhlı araçlar, siyah giysiler, kasklarının altında saklanan paralı canavarlar yollara indi. Sloganlar birer birer sustu, kalabalık dağıldı ama Zahid duruyordu: fakir bir genç, hiçbir partiye bağlı değildi ama hayatını ülkeye adamıştı.
Saat 12.20’de bir ses duyuldu, sonra bir tane daha. İki kurşun gelip hayallerinin bedenini parçaladı. İlk kurşun sağ uyluğunun yanından geçerek testislerine isabet etti, babalık ihtimalini sildi. Devlet yalnızca hayatını almadı, imkânsız bir geleceği de elinden aldı. İkinci kurşun dudağını delip dişlerinin arasından girdi; dili sustu ama gözleri hâlâ diyordu: “Ben yaşamayacağım ama sen de kaçamayacaksın.”
Zahid yere yığıldı. Yüzü, bedeni, hayalleri kan içinde akıp gitmeye başladı. Arkadaşı Siam ve tanımadığı bir yoldan geçen kişi birlikte onu omuzlarına alıp Uttara Women's Medical College hastanesine götürdüler. Kurtarılamadı. Ölümle bir gün savaştı ama teslim olmadı; aksine harf harf bir sembole dönüştü — bir yoksul genç, haksızlığın karşısında “hayır” diyen biri. O “hayır” kelimesi Temmuz’un en cesur haykırışı oldu. Devlet onu susturdu ama tarih Zahid’in kurşun yemiş dudaklarını tarihin en açık ifadesi olarak yazdı.
Son Anlar ve Bir Ailenin Çöküşü: Ölümün İçinde Bile Ayakta Kalan Bir Cesaret Hikâyesi
Hayatla mücadele asla yalnız olmaz, hele ki o mücadele ölümün kapısında son bir kucaklaşmayı bekliyorsa. Zahidul Hasan’ın son anları bir film gibi kahramanca değildi; sadece kan, ter, boşluk ve “yanlış yapmadım” inancıyla doluydu.
Uttara Women's Medical College’e getirildiğinde vücudunda kan kalmamıştı, dudakları parçalanmıştı, dili yoktu ama gözleri açıktı hâlâ. Sanki diyordu: “Doğru olanı yaptım, değil mi?”
Doktorlar mücadele etti, kan arandı, genç devrimcinin bedeni yaşam destek ünitesine alındı. Ama devlet vücuda kurşun sıktığında, tedavi bile korkuya ve izne takılır. 5 Ağustos saat 14:20’de bir genç hayat sona erdi. Kalbi diğer gençler gibi olan ama cesareti bin kişiden fazla bir gencin yaşamı bitti. Bu ölüm hâlâ viral olmamıştı, Facebook profillerinde paylaşılmamış, Twitter’da trend olmamıştı. Ama bir anne anlamıştı: yüreği boşalmıştı. Bir baba anlamıştı: omzu sonsuza dek ağırlaşmıştı.
Şehir sokağa çıkma yasağında, sokaklarda devriye gezen kasklılar. Kurşun korkusu, polis baskısı, gaz bombası dehşeti; hepsi bir arada, yalnız ve korkunç bir karanlık. Ne ambulans vardı, ne cenaze aracı. Zahid’in bedeni yerde kaldı, soğudu ama devlet için sadece ölü bir bedendi. Saat 22:00'de büyük çabayla bir araç bulundu. Şehidin cansız bedeni Chandpur köyüne götürüldü — Mirpur’dan Jamalpur’un bozuk yollarında sallanarak, dayanılmaz bir yolculukla. Saat 02:00’de vardılar, köyde ağlama sesleri rüzgâra karışmıştı artık.
6 Ağustos sabahı saat 10:00’da bir mezar kazıldı. Sadece toprak değil, bir ailenin geleceği, bir ülkenin vicdanı kazıldı. Zahidul orada uykuya daldı — elinde silah değil, sadece cep telefonu ve cesaret olan bir isyancı. Annesi hâlâ o mezar toprağına dokunur, sanki oğlunun bedenine elini koyuyormuş gibi. Babası konuşma yetisini kaybetti, fiziksel ve zihinsel olarak çöktü. Küçük kız kardeşi Jannatul artık kimseyle konuşmuyor. Eşi Farzana, henüz 14 yaşında, “bir şehidin eşi olmak” demek, bir ölü insanın hatırasını yaşatmak ve kendi varlığını sürekli sorgulamak demek olduğunu anladı.
Şimdi bu ailede gelir yok, umut yok. Devlet sadece birini öldürmekle kalmaz, aileleri yıkar, hayallerini, huzurlarını, geleceklerini yok eder. Peki ya biz? Belki unuturuz, yeni trendlerden konuşuruz gönderilerin altında. Ama onun kanını gören, kurşun sesini duyan biri için Zahid sonsuza dek yaşayacak. Çünkü kimse söylemese de, biz biliyoruz ki o, ölümün hemen öncesine kadar bile haksızlık karşısında başını eğmedi.
Aile Durumu
Şehidin ailesinin maddi durumu son derece içler acısıdır. Şehidin babası şu anda ailenin tek gelir getiren bireyidir. Oğlunun ani kaybı, babanın hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını ciddi şekilde etkilemiştir. Şehidin kız kardeşi Janatul Ferdous Shefa, kendi eğitim masraflarını karşılamak ve aileye destek olmak amacıyla iş başvurusunda bulunmuştur.
Öneriler
1. Janatul Ferdous Shefa için yerel düzeyde saygın bir iş sağlanması, böylece ailesinin sorumluluklarını üstlenebilmesi.
2. Şehidin eşi için güvenlik ve maddi destek sağlanması.
Şehidin Tanıtımı
Adı: Md. Zahidul Hasan
Doğum Tarihi ve Yeri: 01 Haziran 2008; Köy: Chandpur, Birlik: Digpait, İlçe: Jamalpur Sadar, İl: Jamalpur
Yaşı (şehadet anında): 16 yaşında
Babanın adı, yaşı ve mesleği: Md. Ziaul Haque (45 yaşında); çiftçi/günlük işçi
Annenin adı, yaşı ve mesleği: Mocha Jahinara Begum (40 yaşında); ev hanımı
Kardeşler: Bir erkek kardeş (Zahidul kendisi) ve bir kız kardeş
Kız kardeş: Janatul Ferdous Shefa (19 yaşında); 2024 yılında lise mezunu
Eşi: Farzana Akter (14 yaşında); ev hanımı; 8. sınıfa kadar eğitim almıştır
Kalıcı adres: Köy: Chandpur (Matanpara), Birlik: Digpait, Upazila: Jamalpur Sadar, İlçe: Jamalpur
Mevcut adres (Dakka'da): Ailesiyle Dakka'da yaşıyordu (2019'dan beri)
Eğitim yeterlilikleri ve çocukluk: Çocukluğunda No. 111 Chandpur Devlet İlkokulu'nda (ilkokula kadar) biraz eğitim aldı. Gençliğinde kriket, futbol ve badminton oynamayı severdi
Meslek ve kariyer: Ailesinin maddi sıkıntıları nedeniyle 2019'da ailesiyle Dakka'ya geldikten sonra okulu bıraktı ve bir elektrikçinin işine girdi.
Harekete katılım ve motivasyon: Temmuz Devrimi'nde ayrımcılık yapmayan öğrencilere ve kitlelere yapılan işkence yüreğini acıttı. 3 Ağustos'a kadar sosyal medya aracılığıyla öğrenciler adına aktifti. Ebeveynlerinin yasaklarına rağmen, 4 Ağustos sabahı kimseye haber vermeden evden ayrıldı ve Uttara'daki öğrencilerle ayrımcılık karşıtı harekete katıldı
Şehitlik yeri: Rajlaxmi Kompleksi kavşağı, Uttara, Dakka
Yaralanma tarihi ve saati: 4 Ağustos 2024 (Pazar), yaklaşık 12:20 - 12:30 PM
Ölüm tarihi ve saati: 5 Ağustos 2024 (Pazartesi), 2:20 PM
Yaralanmanın ayrıntıları: İki kurşun vücuda isabet etti. Bir kurşun sağ uyluğun köşesine (uyluk kemiği) isabet etti ve testisi deldi; bir diğer kurşun dudağa isabet etti ve bir dişi kırdı ve ağza girdi. Aşırı kanama vardı.
Saldırgan: Diktatör hükümetin kışkırttığı paralı milisler ve polislerin saldırısı sonucu şehit olmuştur.
Hastane ve Tedavi: Yaralı halde yanında bulunan 2 arkadaşı ve bir yoldaki biri tarafından kurtarılarak Uttara 1 No’lu sektörde bulunan "Medical College for Women’s and Hospital" (Uttara Kadın Tıp Merkezi)’ne götürülmüştür. Burada yoğun bakım ünitesine (ICU) yatırılarak yaşam desteği verilmiştir. Doktorların samimi çabalarına rağmen kurtarılamamış ve 5 Ağustos saat 14:20’de hayatını kaybetmiştir. Ölüm nedeni olarak "geri döndürülemez kardiyopulmoner yetmezlik" belirtilmiştir.
Defin: 5 Ağustos gecesi şehidin naaşını köyü Jamalpur’a götürmek için araç bulunamaması nedeniyle gecikme yaşanmış; naaş gece 2’de köye ulaşmıştır. 6 Ağustos 2024 Salı günü sabah saat 10’da köyde aile mezarlığında defnedilmiştir.
Ailede şu anda 4 kişi var: Baba, anne, eş ve kız kardeş.
Temmuz, kalbin kanla boyanmış hali —
Kalbi ne bir konuşmacıydı, ne de barikatlarda liderlik eden biriydi.
Ama o şehitti, çünkü hakikat uğruna can verdi, haksızlığın kurşunlarıyla kanlandı.
Kurtaramayan bir devlet, en azından vicdanı utansın.
Temmuz, karaciğerin kanıyla renklendi-
ridoy ne bir konuşmacıydı, ne de barikatları yöneten bir lider.
Oysa o bir şehittir, çünkü hakikat uğruna öldürülmüştür, adaletsizliğin kurşunlarıyla kanlar içinde kalmıştır.
Kurtaramayan bir devlet en azından vicdanından utanmalıdır.
📖

Kuran-ı Kerim Ayeti

Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Bilakis, onlar diridirler; fakat siz farkında değilsiniz. (Bakara 2:154)

🕌

Hadis-i Şerif

Abdullah ibn Mesud (ra) rivayet etti: Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Şehitlerin ruhları yeşil kuşların gövdesindedir." (Sahih Muslim 1887)

📢 Bu Fedakarlık Hikayesini Paylaşın